EN

Cumhurbaşkanı Akıncı'nın 2018-2019 Adli Yıl Açılış Töreni Konuşması

Hukuk Camiamızın değerli mensupları, Sayın konuklar, Adliye mensupları olarak sizler için, ne kadar da isteksiz olsa da, yoğun bir iş dönemi daha başlıyor. Yargıçlar, savcılar, avukatlar ve diğer adliye çalışanları olarak, büyük bir toplumsal beklentiye cevap vermek için bu yıl da özveriyle çalışıp, sizlere yüklenen ağır sorumluluğun gereğini yerine getirmek için çaba harcayacaksınız.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın 
2018 – 2019 Adli Yıl Açılış Töreni Konuşması
Açık Öğretim Fakültesi 
Lefkoşa - 17 Eylül 2018



Hukuk Camiamızın değerli mensupları,
Sayın konuklar,
 
Adliye mensupları olarak sizler için, ne kadar da isteksiz olsa da, yoğun bir iş dönemi daha başlıyor. Yargıçlar, savcılar, avukatlar ve diğer adliye çalışanları olarak, büyük bir toplumsal beklentiye cevap vermek için bu yıl da özveriyle çalışıp, sizlere yüklenen ağır sorumluluğun gereğini yerine getirmek için çaba harcayacaksınız.
Mahkemelerimizin sergileyeceği performans toplumsal yaşantımızın niteliğini doğrudan etkileyecektir. İyi ve adil işleyen bir yargı mekanizması, ülkemiz için hayati öneme sahiptir. Çünkü adalet toplumsal bir ihtiyaçtır. 
Her toplumda dönemsel şartlara ve eğilimlere bağlı olarak değişik anlayışlar ve yaklaşımlar gelişebilmekte; böylece farklı fikirlerden farklı uygulamalar ortaya çıkmaktadır. Zaten çoğulcu demokrasinin gereği de budur.
Fakat bazı durumlarda demokratik sınırlar aşılabilmekte ve kendi düşünce ve inancını mutlak doğru sayan kimi gruplar ötekine saygı göstermeyi unutabilmektedir. Kaba kuvvete ve kendi kurallarını dayatma aşırılığına yönelenlerin esasen ters düştükleri şey hukuk ve demokrasidir.
Bu ülkede hepimiz farklı görüşlere sahip olabilir ve birbirimizle sert fikir tartışmalarına girebiliriz. Ama hiçbirimizin bir diğerine şiddet uygulamasına ve kendi görüşünü dayatmasına müsaade edilemez. 
Hukukun üstünlüğü, üstüne titremekle yükümlü olduğumuz, taviz veremeyeceğimiz bir ilke ve toplumsal gücümüzün kaynağı olmalıdır. Devlet uygulamalarında ve toplumsal yaşam alanında hukuktan ve demokrasiden daha değerli bir ilke olamayacağı unutulmamalıdır.
Elbette hukuk camiamıza “hukukun üstünlüğü” ilkesinin geliştirilmesi bakımından yeni adli yılda da büyük sorumluluklar düşmektedir. Fakat bu ilkenin hayata geçirilebilmesinin sadece mahkemelere ait olduğu yanılgısına düşülmemelidir. 
Hukukun üstünlüğü, bütün alanları kapsayan, toplumsal tüm katmanlara nüfuz eden bir anlayışın geliştirilmesine muhtaçtır. Hukuku üstün kılmak, yargının yanı sıra yasama ve yürütmenin; sivil toplumun, örgütlerin, medyanın ve yurttaşların ödevidir. 
Değerli konuklar,
Dünya üzerindeki 113 ülkeyi kapsayan “Hukukun Üstünlüğü Endeksi 2017 Raporu”, hukuka ilişkin küresel bir tehlikeye işaret etmektedir. 
“Dünya Adalet Projesi” kapsamında her iki yılda bir hazırlanan ve bu alandaki en ciddi çalışma olarak büyük önem atfedilen endeksin son raporunda, yaygın bir ‘hukuktan uzaklaşma eğilimi’ saptanmaktadır. 
Endeks kapsamında değerlendirilen 113 ülkenin 71’inde gerileme olduğu belirtilmektedir. Bu durum elbette dünyanın geneli bakımından son derece kaygı verici ve düşündürücüdür. Özel olarak insan hakları bakımından ciddi bir gerilemeye işaret edilmesi, vahametin derecesini artırmaktadır.
Dünyanın “hukukun üstünlüğü” skor ortalamasının sadece yüzde 37 olması da oldukça ürkütücü bir tabloya işaret etmektedir. 
3 bin uzmanın, 113 farklı ülkede, toplam 110 bin haneye ulaşarak gerçekleştirdiği bu çalışmada, ülkelerin esas olarak 8 ana kritere ne derecede uygun hareket ettikleri araştırılmaktadır. 
Bu çalışma, Kıbrıs’ın iki kesimini de kapsamamaktadır. Fakat bizler KKTC olarak “hukukun üstünlüğü” kavramının temel ilkeleri olarak görülen kriterlere ilişkin kendi değerlendirmemizi yapabiliriz. 
Bu başlıkların hangilerinde iyi durumda olduğumuzu, hangilerinde sorun yaşadığımızı bilirsek “hukukun üstünlüğü” bakımından nerede olduğumuzu daha sağlıklı görebiliriz. 
Dünyanın genelinde kötüye doğru bir gidiş olsa da hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı kalmayı sürdüren ve bu alanda kendini geliştirmeye devam eden ülkeler de elbette vardır. Rapora göre ülkelerin yüzde 29’u, bir önceki döneme göre gelişme kaydetmiştir. 
Bizler de kendimize iyi olanı örnek almak durumundayız. Endeksin ilk 10 sırasında yer alan ülkelerin 7 tanesi Batı Avrupa ülkeleridir. Bu durum, bu alanda temel referansımızın neresi olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. 
 
Sözünü ettiğim araştırmaya göre hukukun üstünlüğü ilkesinin gerektirdiği şeylerin en başında “yürütme erkinin sınırlarının olması ve denetime tabi olması” gelmektedir. Yasama ve yargı etkin biçimde devrede olmalı, yetkisiz ve dayanaksız işlem yapılmamalı, görevini kötüye kullananlar cezalandırılmalıdır. 
İkinci olarak “yolsuzluklardan arınmak” gerekir. Yolsuzluk diğer yönlerinin yanı sıra aynı zamanda ciddi bir hukuki sorundur ve ortadan kaldırılması esastır. Hiçbir devlet yetkilisi ya da görevlisi, makamını özel çıkarı için kullanmamalıdır. 
Bu alanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Yolsuzluk Algısı üzerine 2017 yılında ilk kez, iş insanları arasında anketler yoluyla, ciddi bir araştırma yapılmış ve rapor haline getirilmiştir. Uluslararası kabul gören yöntemlerle yapıldığı anlaşılan bu araştırmanın bulguları iç açıcı değildir. Anket sonuçları, yolsuzluğun yoğun olduğu ve yolsuzluk yapanların daha çok üst düzey yetkililer ve siyasiler arasından çıktığı şeklinde yaygın bir algının var olduğunu ortaya koymaktadır. Daha da vahimi, ankete katılanların, yargı ve mali denetim kurumlarının bağımsızlığı ve caydırıcılığı konusunda ciddi şüphe belirtmiş olmalarıdır.
Bir diğer kriter açıklıktır. Bilgiye erişme hakkı son derece önemlidir ve engelsizce kullanılabilmelidir. 
“Temel hakların çiğnenmemesi” vazgeçilemez ilkelerden biridir. Yurttaşlar ayrımcılığa uğramadan, eşitlik içinde yaşamalı; düşünce ve inançlarından dolayı zarar görmemelidir. Kimsenin yaşam hakkı tehdit altında olmamalıdır. 
Devletlerin en önemli görevleri arasında “suçla etkin biçimde mücadele etmek” de vardır. Toplumsal yaşamın yaygın suç odaklarının baskısı altında olmaması gerekir. Özellikle şiddete asla izin verilmemelidir. Devletin kendisi de şiddete meyilli olmamalıdır. 
Devletin işlemlerinin mevzuata ve yasal süreçlere uygun olması; ayrıca lüzumsuz gecikmelere uğramaması temel hukuk ölçütleri arasında sayılmaktadır. 
Bir ülkede hukukun üstünlüğünden söz edebilmek için doğrudan doğruya yargı kurumlarının karşılaması beklenen kriterler üzerinde özenle durulmalıdır:
Küresel raporlama yapan uzmanlara göre, bir ülkedeki mahkemelerin ayrımcılıktan, taraflılıktan, uygunsuz yürütme etkisinden ve yolsuzluktan arınmış olması gerekmektedir. 
Mahkemelere başvurmayı zorlaştıran koşullar ve kararların gecikmesine yol açan sorunlar hukuktan uzaklaşmaya neden olmaktadır. Adil yargılanma koşullarını temin etmek ve sanık haklarına saygılı olmak, adalet kurumunun tartışılmaz yükümlülükleri arasında sayılmaktadır. 
Değerli konuklar,
Kuşkusuz bu yıl da her yılki sorunlar yine dile getirilmektedir. Bina sorunu, personel eksikliği, artan dava sayısı vesaire… Sayın Yüksek Mahkeme Başkanı’nın deyişiyle “Yıllar geçiyor ama sorunlar değişmiyor.”  Son dönemde yaşanmakta olan döviz krizi de muhtemelen mahkemelerimizin yükünü daha da artıracaktır. 
Yüksek adliye kurulunun 2017 yılı raporunda fotoğrafları yer alan bazı mahkeme binalarının fiziki durumu da kuşkusuz üzüntü vericidir ve acil müdahaleyi gerekli kılmaktadır. Ne var ki, bu tür sorunlar, örneğin yıpranmış mahkeme binaları, önemli olmakla birlikte, daha da önemli olan mahkemelere olan güvenin yıpranmamasıdır. Fiziki yıpranma giderilebilir, manevi yıpranmayı bertaraf etmek çok daha zordur. Bu konuda daha önce de vurguladığım gibi, görev ve sorumluluk hepimize düşmektedir.
Değerli konuklar,
Her yıl Adli Yıl Açılışı, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu arifesine denk düşmektedir. Bilindiği gibi, bu dönemlerde Kıbrıs sorunu bağlamında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile görüşmekte, ayrıca diğer ülke yetkilileri ile de ikili temaslar yapmaktayız. Yine aynı amaçla gelecek hafta New York’ta olacağız.
Sayın Guterres geçici olarak atadığı ve bizimle de görüşen temsilcisinden alacağı rapor ışığında değerlendirmelerini tüm taraflarla paylaşmak isteyecektir. Bizimle görüşmesi 29 Eylül olarak saptanmıştır.
Defalarca kanıtlanan bir gerçektir ki Kıbrıs Türk tarafı olarak, hep barıştan, çözümden yana olduk ve yeri geldikçe bunu kanıtladık. 2004’te Annan Planı referandumunda, Mont Pelerin, Cenevre ve Crans Montana konferanslarında da böyle davrandık.
Halkımızın kalıcı barış ve adil çözüm talebi elbette ortadan kalkmamıştır. Ne var ki, bu yıl 50. yılını dolduran müzakere sürecinde edinilen tecrübelerden çıkarılan dersler vardır. Bunlar ışığında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile yapıcı bir ruhla, adamıza ve bölgemize barış ve istikrar sağlayacak adımların atılması yönünde çabalarımızı sürdüreceğiz. Umarım bu çabalarımız yine karşılıksız kalmaz ve tüm ilgili tarafların işbirliği ile yeni bir geleceğin inşasına başlayabiliriz. 
Yeni adli yılın hayırlı olması dileklerimle, hepinize sevgi ve saygılarımı sunarım.