EN

Cumhurbaşkanı Akıncı'nın, 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde Yaptığı Konuşması

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın “Çağımızın İkilemi (Teknoloji versus Politika)” Temalı 21. Avrasya Ekonomi Zirvesi’nde Yaptığı Konuşma (11 Nisan 2018 – İstanbul)

Sayın başkan, değerli katılımcılar, 
 
Dünyamız Rönesans birikiminin bilimsel devrime yol açmasından beri büyük bir hızla dönüyor. 
Bundan birkaç yüzyıl önce “icatlar çağı”nın kapısı aralandı ve bu kapıdan önce Endüstri Devrimi, arkasından Enformasyon Devrimi girdi.  
Eskinin geleneksel ve durağan yaşayışı, teknolojinin merkezi bir konum edindiği andan itibaren yerini değişim odaklı dinamik bir döneme bıraktı. 
“İcatlar yüzyılı” olarak bilinen 19’uncu yüzyılda peş peşe ortaya çıkan teknolojik yenilikler, o dönemde yaşayanlar için etkileyici olduğu kadar anlaşılması güç ve sarsıcıydı. 
Bir İngiliz gazetesinin telefonun icadını, “Yapılabilecek son alet de yapıldı” diye haberleştirmesi, o dönemin ruh halini yansıtan çarpıcı örneklerden birisidir.
Oysa bugün bizler değişimi ve yeniliği hayat biçimi olarak içselleştirmiş bir çağın insanlarıyız. 
Ünlü Gelecek Bilimci Alvin Toffler’in “Üçüncü Dalga” diye adlandırdığı Sanayi sonrası toplumlar, “imkânsız” sözcüğünü neredeyse sözlüklerinden çıkaracak hale gelmektedirler: İnsan kopyalamanın, yapay zekanın, yarı biyolojik robotun bile uçuk birer bilim kurgu fantazyası olmaktan çıktığı bir çağdan söz ediyoruz. 
Kömür, demir, çelik, elektrik ve buhar makinesiyle açılan çığır, bugün bilgisayarlar, uydular ve entegre devrelerle yepyeni bir boyut kazanmış durumdadır. 
“Bilgi toplumu” tanımlamasının öncü isimlerinden Yoneji Masuda, yeni çağın sadece sanayi toplumlarının değil, tüm insanlığın yeni bir forma bürünmesine yol açacağını öngörmüştü. 
Gerçekten de “bilgi çağı”, eşit biçimlerde olmasa da tüm insanlığı dönüştürüyor: Düşünme şeklimiz, iş yapma biçimimiz, sosyal bağlarımız ve zamanla ilişki kurma tarzımız süratle değişime uğruyor. 
Teknolojik devrim, bütün sosyoekonomik ağların kesişme alanları arasında yer alan politikaya da yeni ufuklar kazandırıyor. 
Biz daha “parlamenter demokrasiyi” methederken, Masuda’nın deyişiyle “katılımcı demokrasi”, Toffler’in deyişiyle “mozaik demokrasisi” çıkageliyor.
Bilginin hayatı kolaylaştırıcı yönü, her düzeydeki yöneticilere daha kaliteli hizmet sunma şansını bahşediyor. Bilimsel ve teknolojik olanaklardan yararlanmak, bu dönemde hiçbir yöneticinin kayıtsız kalamayacağı bir zorunluluk halini almıştır. 
Elbette politikanın teknolojiyle etkileşiminden, olanaklar kadar sorular ve sorunlar da doğuyor: Yine Alvin Toffler’in tespitiyle “Toplum sadece bilişsel değil, duygusal becerilere de ihtiyaç duyar. Toplumu sadece veriler ve bilgisayarlarla yönetemezsiniz.”
Yurttaşların siyasal tercihlerini tümden dışlayan, sosyal devlet uygulamalarını “yük” sayan ve toplumu rakamlar ve grafikler üzerinden okumakla yetinen katı teknokrasi anlayışı, dehşetengiz bir demokrasi sorununa dönüşecektir.  
Teknolojiyi; tıbbi gelişmenin, refah arayışının ve doğanın hizmetine sunmak yerine yıkıcı ve insanlıkla bağdaşmayan uygulamaların silahına dönüştürmek de bu çağın, üzerinde en çok durulması gereken sorunları arasında yer almaktadır.
Politik yaşamım boyunca gerek yerel gerekse küresel ölçekte mümkün olan en geniş işbirliklerinin önemini anlatmaya çalıştım ve bu işbirliklerinin sağlanması için çaba harcadım. 
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olduktan sonra da hep Kıbrıs adasının akılcı bir işbirliği sayesinde bölgesinde yapıcı rol üstlenip, müstesna bir konum edinebileceğini anlattım. 
Kıbrıs, çağlar boyunca coğrafi konumundan kaynaklanan çalkantılar ve sancılar yaşamıştır. Ada tarihi, kanlı savaşlarla yüklüdür. 
Fakat medeniyetlerin kesişme ve uğrak yeri olarak Kıbrıs aynı zamanda kültürlerin kaynaştığı, yeniliklere açık bir yer olagelmiştir. 
 
Bugünün dünyasında ulaşılan bilgi düzeyi ve teknolojik kapasite, hem Kıbrıs adasına hem de yakın coğrafyasına, akılcı değerlendirilmesi halinde büyük imkânlar vadetmektedir.  
Ada çevresinde bulunan doğal gaz ve petrol rezervlerinin, bölgedeki diğer ülkeleri de kapsayacak bir işbirliği ve yakınlaşma vizyonuyla değerlendirilmesi mümkündür. 
Kıbrıslı Türklerle Kıbrıslı Rumların ortak zenginliği olan bu kaynakların, ekonomik akla uygun olarak döşenecek ve Türkiye üzerinden geçerek, Ortadoğu ile Avrupa’yı birbirine bağlayacak bir enerji hattıyla nakli sağlanabilir. 
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, aynı anda çok sayıda ülkeyi stratejik ortak yapabilecek böylesine akılcı bir yaklaşımı benimsemek yerine, doğal zenginlikler sadece kendilerine aitmiş gibi bölgede tek yanlı faaliyet yürütme inadı tarihi bir hatadır.
Teknolojide kat edilen gelişmeler, Kıbrıs’ta daha pek çok alanda işbirliğini mümkün hale getirmekte hatta dayatmaktadır. Fakat ne yazık ki dar görüşlülük hâlâ daha teknolojiye karşı direnişini sürdürmektedir.
Bu çağda adanın bir yarısı ile diğer yarısı arasında cep telefonları ile konuşmak halen mümkün değildir. Siyasi kararını aldığımız, üstelik bütün teknik koşulları sağlandığı halde Türk operatörlerle işbirliğini sorun sayan Rum tarafındaki zihniyet yüzünden maalesef bu bağlantı sağlanamamıştır.  
Aynı şekilde Kıbrıs’ın güneyi ile kuzeyi arasında elektrik alışverişine imkân sağlayan bağlantılar kurulduğu halde, bunun kalıcı hale getirilmesine yönelik son adım yine Rum yönetiminin isteksizliği yüzünden bir türlü atılamamaktadır.  
Telefon ve elektrik gibi insan hayatını kolaylaştıracak alanlarda, ekonomik akla uygun işbirliklerinden bile uzak durulması, diğer alanlardaki potansiyelin harekete geçirilmesini de imkânsız hale getirmektedir. 
Örneğin yaratıcı bir teknolojiyle Türkiye’den KKTC’ye su taşınmaktadır. Bizler en başından beri, bu suyun “barış suyu” olarak adanın bütününe hizmet edebileceğini söylüyoruz. 
Öte yandan üniversitelerimizin eğitim verme sınırlılığını aşarak bilim ve teknoloji üretmeye yöneldiklerini gözlemliyoruz. Şu anda KKTC Cumhuriyet Meclisi’nde bir teknopark yasası üzerinde çalışılmaktadır. 
Ne hazindir ki bizler üniversiteler arasında bilgi ve teknoloji alışverişi öngörürken Güney Kıbrıs’ta hâlâ daha üniversitelerimizle basit düzeyde iletişim kurmayı dahi statü sorunu gören bir zihniyet hakimdir. 
Dahası, Türk ve Rum lise öğrencilerinin birbirlerini tanımasını amaçlayan ve okullar arasında karşılıklı ziyaretler öngören güven artırmaya yönelik proje girişimi dahi bu zihniyet yüzünden hayata geçirilemiyor.
Yeni çağın değerlerini daha iyi kavrayabilecek genç kuşakların diyaloğunu köhnemiş yaklaşımlarla önlemenin ya da inovasyon alanındaki birikimleri iki toplumun ortak yararı için seferber etmekten kaçınmanın bu çağın değerleriyle bağdaşan bir yanı yoktur. 
Unutulmamalıdır ki gelecek kuşaklara olan sorumluluğumuz, vicdanımıza, aklın ve bilimin rehberliğinde işbirliğini emrediyor.
Önümüzdeki hafta Kıbrıs’ta Rum lider Sayın Anastasiades’le sosyal ortamda bir araya geleceğiz. Kendisine bir kez daha vizyonumu anlatacak ve Kıbrıs adasının gerilime ve itiş kakışa değil; işbirliği ve uzlaşı kültürüne duyduğu ihtiyacı hatırlatacağım. 
16 Nisan buluşması, müzakere nitelikli bir buluşma olmayacaktır. Sorunun çözümü için eşitlikçi bir vizyon ortaklığına, çağın dayattığı işbirliği ruhuna ve açık görüşlü bir zihniyete ihtiyacımız vardır. Bağnaz ezberlerin kuşatması yarılmadan yeni bir dönem başlatılamaz.
İçinde yaşadığımız çağ, yeni paradigmalara ve arayışlara açık olmayı gerektiriyor. Politik vizyonlarımızı sürekli gözden geçirmeye, geçmişe takılıp kalmadan hep ileriye bakmaya mecburuz. 
Alvin Toffler’in dediği gibi; “21’inci yüzyılın cahili, okuyup yazamayanlar değil; öğrenemeyen, unutamayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır.”
Zirvenin her yıl olduğu gibi bu yıl da verimli ve başarılı geçmesini diler, tümünüzü saygı ve sevgiyle selamlarım.