EN

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, düzenlediği basın toplantısıyla son günlerde yaşanan gelişmelerle ilgili görüşlerini paylaştı.

Toplantının başında, Kıbrıs konferansının sonuçsuz kalmasının ardından izlenmesini öngördüğü siyasetin temel noktalarını özetleyen Cumhurbaşkanı Akıncı, ardından gazetecilerin gündeme dair sorularını yanıtladı.

“MÜZAKERE TARİHİNDE İLK DEFA KIBRIS SORUNUNA KAPSAMLI BİR ÇÖZÜM BULMA ÇABALARINI CENEVRE VE CRANS MONTANA’DA İLGİLİ BÜTÜN TARAFLARIN BİR ARADA BULUNDUĞU KIBRIS KONFERANSINA TAŞIDIK. MAALESEF RUM LİDERLİĞİNİN OLUMSUZ TAVRI NEDENİYLE SONUCA ULAŞAMADIK”

Göreve geldiği ilk günden itibaren, karşılıklı kabul edilen ilkeler ve BM parametreleri temelinde iki toplumlu, iki bölgeli, siyasi eşitliğe dayalı bir federasyon çerçevesinde kapsamlı bir çözüme ulaşmak için bütün iyi niyet ve var gücüyle çalıştığının altını çizen Cumhurbaşkanı, “Bu yolda büyük mesafeler kat ettik. Müzakere tarihinde ilk defa Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını Cenevre ve Crans Montana’da ilgili bütün tarafların bir arada bulunduğu Kıbrıs Konferansına taşıdık. Maalesef Rum liderliğinin olumsuz tavrı nedeniyle sonuca ulaşamadık” diye konuştu.

Kıbrıs Konferansı’nda bir sonuca ulaşılamamış oluşunun, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres tarafından “yitirilen tarihi fırsat”, AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Junker tarafından da “çözüme ramak kalınan bir tarihi fırsat” olarak nitelendiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı, güven yaratıcı önlemlerle ilgili önemli ilerlemeler sağlandığını ifade ederek şöyle konuştu:

“Kapsamlı bir çözüm arayışına katkı koyması, iki toplum arasındaki güveni geliştirmesi ve günlük yaşamı kolaylaştırması amacıyla güven yaratıcı önlemlerde de önemli mesafeler kat ettik. Henüz uygulanmayanların da önümüzdeki günlerde yaşama geçmesi yönünde uğraş vermekteyiz.”

Crans Montana’daki Kıbrıs Konferansı’nın hemen sonrasında, Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olarak yapılan değerlendirmelerde izlenmesi gereken siyasetin temel noktalarını 13 madde halinde özetleyen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, bu maddeleri basın mensuplarıyla paylaştı.

“RUM TARAFININ YETKİ PAYLAŞIMINDAKİ İSTEKSİZLİĞİ ÖNE ÇIKARILMALIDIR”

Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin 1974 sonrasında yıllar içerisinde oluşan ve iki toplumluluk, iki kesimlilik, iki kurucu devletlilik, siyasi eşitlik gibi kavramları da içeren ve son olarak BM Genel Sekreterinin sunduğu çerçeveye dönüşümlü başkanlığın da dahil edildiği parametreleri çıkmazın sorumlusu gibi takdim ederek dışlamasının vahim bir hata olacağının altını çizen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, şöyle konuştu:

“Çıkmazın sorumlusu, BM parametreleri değil maksimalist tutumundan vazgeçmeyerek, makul ve gerçekçi tavır sergilemeyen Rum tarafıdır.

Bu günlerde yapılması gereken Crans Montana’da bir kez daha görülen bu gerçeğin yaygın bir biçimde üçüncü taraflara anlatılmasıdır. Özellikle BM ve AB içinde, tanınan devlet statüsü ile Rum tarafının yetki paylaşımındaki isteksizliği öne çıkarılmalıdır. Bundan sonraki gelişmeler, konjonktüre de bağlı olarak dünya ve bölgedeki güç dengeleri ve Türkiye’nin konumu ile de yakından ilgili olacaktır.”

Konuşmasının devamında KKTC’nin dış ilişkilerinin gelişmesinin önemine de değinen Cumhurbaşkanı, KKTC olarak, Türkiye ile de yakın ilişki içinde dış ilişkileri geliştirmek için her türlü çabanın gösterilmesi gerektiğinin altını çizdi.

“KAPALI MARAŞ İLE İLGİLİ OLARAK; BM GÖZETİMİNDE RUMLARA VE ORTAK İŞLETMELERE AÇILMASI KARŞILIĞINDA ERCAN’A DİREKT SEFERLERİN BAŞLATILMASINI ÖNCELİKLİ OLARAK GÜNDEME ALABİLİRİZ”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, “Aynı adayı ve coğrafyayı paylaştığımız Rum toplumuyla uyum içinde bir ilişkiyi ve iş birliğini arzu ettiğimizi bu bağlamda önceden kararlaştırılan Güven Yaratıcı Önlemleri (GYÖ) uygulamaya hazır olduğumuzu vurgulamalıyız” dedi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, şöyle devam etti:

“AB ile ilişkiyi sürdürmek istediğimizi bu bağlamda Rum tarafının çıkardığı engellere karşı AB kurumlarının gereken tavrı sergilemeleri gerektiğinin altını çizmeliyiz.

Geldiğimiz noktada Kapalı Maraş ile ilgili olarak; BM gözetiminde Rumlara ve ortak işletmelere açılması karşılığında Ercan’a direkt seferlerin başlatılmasını öncelikli olarak gündeme alabiliriz. Bu seçeneğin olamaması durumunda ise, ikinci seçenek olarak BM ile çatışmadan Kıbrıs Türk idaresi altında açmak opsiyonu da değerlendirilebilir. Her iki seçenekte de BM ile uyumlu ve dolayısıyla uluslararası hukuk içinde davranmanın önemi açıktır.”

Maronitlerin kuzeyde Kıbrıs Türk idaresi altında köylerine dönmelerini sağlayacak adımların gecikmeksizin atılması gerektiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Akıncı, Taşınmaz Mal Komisyonu’nun ise fonksiyonlarını çok daha etkin bir şekilde yerine getirebilmesinin önemine işaret etti.

“KKTC-TC İLİŞKİLERİNDE, KKTC KANADININ DAHA KENDİNE YETEN VE KENDİNİ YÖNETME BECERİSİNE SAHİP BİR KONUMA YÜKSELMESİNE KATKIDA BULUNACAK ADIMLAR ATILMALIDIR”

Cumhurbaşkanı Akıncı, şunları kaydetti: “İç düzenimizle ilgili olarak, farklılıklara saygı göstererek demokratik birliğimiz ve bütünlüğümüzü korumalıyız. Daha etkin, halkına güven telkin eden bir kamu yönetimini gerçekleştirmeyi, kangrenleşmiş yapısal sorunlarımızı aşmayı başarmalıyız. Her olumsuzluğun Kıbrıs sorununa endeksli olarak algılanmasının önüne geçmeliyiz.
KKTC-TC ilişkilerinde, KKTC kanadının daha kendine yeten ve kendini yönetme becerisine sahip bir konuma yükselmesine katkıda bulunacak adımlar atılmalıdır.

Hidrokarbon olayında bir yandan ortak yarar ilkesi anımsatılarak, bir yandan da uluslararası hukuk içinde kalınarak haklarımızın korunması için gereken yapılmalıdır.”

“MARONİT AÇILIMI’NA YÖNELİK OLARAK 2018 GENEL BÜTÇESİNDE BİR MİKTAR KAYNAK AYRILDIĞI HALDE, DAHA SONRA HÜKÜMET TARAFINDAN CUMHURBAŞKANLIĞI’NA ‘MALİ KRİZ GEREKÇESİYLE BU KAYNAĞIN KULLANDIRILAMAYACAĞI’ İLETİLMİŞTİR”

Basın toplantısının devamında, Maronit Açılımı’yla ilgili süreci anımsatan Cumhurbaşkanı Akıncı, yaşamlarını halen Güney Kıbrıs’ta sürdüren Maronitlerin 1974’te terk ettikleri KKTC’deki köylerine dönüşünü öngören ve kamuoyunda “Maronit Açılımı” olarak bilinen kararın, 26 Temmuz 2017’de Cumhurbaşkanlığı’nda kendisinin başkanlığını yaptığı üst düzey toplantıda alındığını vurguladı.

Dönemin başbakanı, ilgili bakanları, askeri makamları ve TC Lefkoşa Büyükelçisi’nin de katıldığı toplantıdan çıkan sonucun, gerek Maronitler arasında gerekse ülkemizde ve gerekse uluslararası alanda çok olumlu yankı yarattığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı, şöyle konuştu: “Konu, Kıbrıs sorununu yakından ilgilendirdiği için açılım sürecinin Cumhurbaşkanlığı’nın eşgüdümünde yürütülmesi kararlaştırılmıştır. Buna göre Cumhurbaşkanlığı’nda kısa sürede konuyla ilişkili tüm kurumların katılımıyla çok sayıda teknik toplantı Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı’nın başkanlığında gerçekleştirilerek yapılması gereken hukuki düzenlemeler belirlenmiş, altyapı ihtiyaçları saptanmış, fizibilite raporları çıkarılmış ve maliyetler hesaplanmıştır.

Tüm bu hazırlıklar dört ay gibi kısa bir süre içinde tamamlanarak dönemin hükümetine iletildiği ve Açılıma yönelik olarak 2018 genel bütçesinde bir miktar kaynak ayrıldığı halde, daha sonra hükümet tarafından Cumhurbaşkanlığına “mali kriz gerekçesiyle bu kaynağın kullandırılamayacağı” iletilmiştir.

Açılımın gerektirdiği somut adımların gecikmesinin yanlış olduğunu her fırsatta dile getirmeme rağmen ne yazık ki projelerin hayata geçirilmesi söz konusu olmamıştır.

Açılım kararından yaklaşık 1,5 yıl sonra ise dönemin hükümeti, Maronitlerin dönüşüne ilişkin sürecin siyasi kararın artık alınmış olduğu, geriye kalanların teknik konular olduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanlığı koordinasyonu yerine, Hükümetin bu koordinasyonu kendi içinde yürütmesini öngörerek hem koordinasyon hem de yürütme sorumluluğunu üstlenmiştir. Ne yazık ki hükümet dağılana kadar Maronit Açılımına ilişkin herhangi bir ilerleme kaydedilememiştir”

“AÇILIM KARARININ KAPSADIĞI GÜRPINAR VE ÖZHAN KÖYLERİNE İLİŞKİN SOMUT ADIMLARIN DAHA FAZLA GECİKİLMEDEN ATILMASI DA ZORUNLUDUR”

2017’de kendi başkanlığında alınan karar uyarınca Maronit Açılımı’nın, KKTC’de bulunan Gürpınar, Özhan ve Karpaşa köylerini içeren bütünlüklü bir karar olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, alınan kararın, her üç köye de dönüşü öngördüğüne vurgu yaptı.

Yeni hükümet tarafından geçtiğimiz günlerde kamuoyuna Maronit Açılımı çerçevesinde Karpaşa köyünü yerleşime hazırlamak için ihale sürecinin tamamlanmak üzere olduğu bilgisi verildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, şunları dile getirdi:
“Anlaşıldığına göre, Maronitlerin geri dönüşünü öngören başlangıçtaki anlayış, birkaç ailenin Karpaşa’ya dönüşüne indirgenmiştir. Karpaşa, Maronitlere ait en küçük köydür ve nüfus potansiyeli oldukça azdır.

Açılım kararının kapsadığı Gürpınar ve Özhan köylerine ilişkin somut adımların daha fazla gecikilmeden atılması da zorunludur. Aksi takdirde umulan sonuçlar elde edilemez ve açılım birkaç ailenin Karpaşa’ya dönüşüne indirgenmiş sembolik bir hareketten ibaret kalır.”

“ARADAN 3 GÜN GEÇMESİNE RAĞMEN MARAŞ KONUSUNDA YAPILMAK İSTENENİN NE OLDUĞU ANLAŞILABİLMİŞ DEĞİLDİR”

Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında Maraş’a ilişkin olarak da bazı açıklamalar yapıldığını ifade eden Cumhurbaşkanı Akıncı, “Kıbrıs sorunu ile doğrudan ilişkili böylesine bir konuda Cumhurbaşkanlığını dışlayarak yol alma çabası vahim bir hatadır.
Her şeyden önce aradan 3 gün geçmesine rağmen Maraş konusunda yapılmak istenenin ne olduğu anlaşılabilmiş değildir. Başbakan ve Başbakan Yardımcısı’nın birbiriyle çelişen açıklamaları olmaktadır” dedi.

“MARAŞ, KIBRIS’TA ÇÖZÜM HEDEFİNE KATKI YAPABİLME POTANSİYELİNE HAİZ SON DERECE ÖNEMLİ BİR KONU”

Maraş konusunun hassasiyetle ele alınması gereken, ancak her koşulda Kıbrıs’ta çözüm hedefine katkı yapabilme potansiyeline haiz son derece önemli bir konu olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Akıncı, şöyle devam etti:

“Daha Cumhurbaşkanlığı makamına gelmeden önce Maraş ile ilgili vizyonumu aynen şu şekilde açıklamıştım:

Kapsamlı çözüm uğraşılarının yanı sıra, paralel bir süreçte, her iki toplumun günlük yaşamına katkı yapacak çeşitli Güven Artırıcı Önlemlerin uygulanmasına özel önem vereceğiz. Bu kapsamda, Kapalı Maraş bölgesinin BM gözetiminde yerleşime açılması ve bu açılışa eş zamanlı olarak Kıbrıslı Türklerin, ticaret ve turizm alanında yaşadıkları darboğazların aşılması için Mağusa Limanı ve Ercan Havaalanı’nın kullanılabilmesinin yolları üzerinde uzlaşma aranacaktır.

Nitekim Rum Lider Anastasiadis ile yaptığım görüşmelerin ilk aşamasında bu uzlaşıyı sağlama yönünde öncelikle bir niyet sorgulaması yaptım. Fakat Rum liderliğinin KKTC’nin tanınacağı kaygısıyla Ercan’ın uçuşlara açılmasına kategorik karşı bir tutum içinde olduğunu saptadım. Bunun yanında Türk hükümetiyle yaptığım ilk temaslarda Maraş’ın bir GYÖ olması yerine Kıbrıs sorununun bütünlüklü çözümüne yoğunlaşılmasını tercih ettiklerini gözlemledim. Aynı anlayışta olan Sayın Anastasiadis ile daha çok bütünlüklü çözüm yönünde yoğunlaşma konusunda hemfikir olduk. Bu yönde de ilk 2 yılda oldukça iyi ilerleme sağladığımız bir gerçektir.

Crans Montana sonrasında ise Maraş konusunda yapılması gerekeni az önce 13 maddeden birisi olarak açıkladığım şekilde Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı olarak kendi aramızda yaptığımız değerlendirmelerde gündeme getirdim. Bu konuyu, farklı yaklaşımlarla da olsa gündeme getiren parti liderleri de oldu. Bu değerlendirmeler sonucunda Maronit açılımına öncelik verilmesi kararlaştırılarak, Maraş konusundaki BM kararları ve hukuki boyutlarının çok dikkatli incelenmesi ihtiyacının olduğu görüşü ağırlık kazanmıştı. Varılan anlayış çerçevesinde kapsamlı bir inceleme eğer yapılmışsa ve bunun sonuçlarını içeren bir rapor hazırlanmışsa, böylesi bir rapor Cumhurbaşkanlığına ulaştırılmış değildir. Bugün gelinen noktada yukarıda da değindiğim gibi Kapalı Maraş ile ilgili olarak ya tercihen BM gözetiminde Rumlara ve ortak işletmelere açılması ve karşılığında Ercan’a doğrudan seferlerin başlatılmasını gündeme getirmek ya da bu olamıyorsa BM ile çatışmadan Kıbrıs Türk idaresi altında açmak opsiyonunu değerlendirebiliriz. Ancak her iki şıkta da BM ile uyumlu ve dolayısıyla uluslararası hukuk içinde davranmanın önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Bırakın BM’yi, KKTC Cumhurbaşkanını dahi dışlayarak Maraş’a ilişkin üstelik ne olduğunu izah edemeden bazı kararlar alındığını açıklamak, ciddiyetten uzak bir tavırdır. Kıbrıs ve dünya gerçeklerine aykırı olarak atılacak her adımın telafisi mümkün olmayan zararlara uğramamıza yol açacağı konusunda uyarı yapmayı gerekli görüyorum.”