EN

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Konuşması

Sevgili yurttaşlarım,  20 Temmuz 1974 gününün üzerinden tam 45 yıl geçmiş bulunuyor. Dile kolay neredeyse yarım yüzyıla yaklaştık. O günlerde dünyaya gelen çocuklar bugün artık 45 yaşında. Bu yaşta ve daha genç olan insanlarımız toplumumuzun neredeyse üçte ikisine yakın bir bölümünü oluşturuyor.


Bu nedenle 20 Temmuzları ve nedenlerini irdelerken aslında toplumumuzun önemli bir bölümüne yaşamadıkları bir dönemi de anlatmış oluyoruz. Yaşamış olanlara da o günleri bir kez daha anımsatıyoruz.
 
15 Temmuz tarihi ise bir değil iki nedenle önemli bir gün haline geldi. 15 Temmuz 1974 tarihi, Faşist Yunan Cuntasının Kıbrıs’taki Nikos Sampson gibi işbirlikçileri ile adanın Yunanistan’a bağlanması için gerçekleştirdikleri darbenin günüdür. Öte yandan 15 Temmuz 2016 tarihi, Türkiye’de sivil yönetime karşı girişilen başarısız askeri kalkışmanın tarihidir. 15 Temmuz 1974’te yer alan Enosis amaçlı darbe, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs Türk Mücahidi ile omuz omuza verdiği mücadele sonrasında amacına ulaşamadı. 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi ise Türk Halkının sokaklarda tanklara karşı vücudunu siper etmesi sayesinde başarısız oldu. 
 
Kıbrıs Türk Halkı bir bütün olarak ve tüm kurumlarıyla darbe gecesi yaşanırken Türkiye’de sivil yönetimden ve demokrasiden yana açık tavır almıştır. Bugün de en büyük arzumuz. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin demokrasisi ve ekonomisi ile her alanda gelişmesi ve halkının en müreffeh noktaya ulaşmasıdır. 
 
Kıbrıs’ta 15 Temmuz darbesi eğer amacına ulaşabilseydi adanın Yunanistan’a bağlanacağı çok açık bir gerçekti. 20 Temmuz günü Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıslı Türk Mücahitlerle birlikte gerçekleştirdikleri harekat, Enosisi engellemiş ve iki kesimli, eşitlik ve güvenlik içinde yaşanabilecek yeni bir alt yapı oluşturmuştur.
 
Yıllardır var olan bu alt yapı üzerinde bir gelecek inşası için uğraş vermekteyiz. Sonuca ulaşmak açısından yakınlaştığımız dönemler de olmuştur. 2004 referandumu ve 2017 Crans Montana konferansı bunun örnekleridir. Ne var ki her iki durumda da sonuca ulaşılamamıştır. Rum liderliğinin olumsuz tavırları buna olanak vermemiştir.
            
Değerli kardeşlerim,
            
Bugün içinde bulunduğumuz durum özellikle Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yatakları nedeniyle gergin bir hal almıştır. Tırmanmakta olan durumu dikkate alarak ve işbirliği yoluyla çözüme giden süreci kısaltmak amacıyla Rum liderliğine bir öneride bulundum. Esasen 2011 yılında da Rum tarafını ortaklaşmaya teşvik eden öneriler sunulmuştu. Şimdi ise  ortak komite kurulması fikrini geliştirip güncelleyerek ve detaylandırarak Hükümet ve Türkiye yetkilileri ile istişare ederek 9 maddelik bir öneri halinde sundum. 
            
Önerimizin özü tek yanlı girişimlerden kaçınarak birlikte davranmayı öngörmektedir. Madem ki bu kaynakların ortak zenginliğimiz olduğu kabul ediliyor, o halde bunları değerlendirmek için ortak bir komite kuralım ve bu konuları orada kararlaştıralım önerisinde bulunduk.
            
Ne var ki bu önerimiz olumlu karşılık bulmadı. Rum liderliği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek Uluslararası tanımış sahibi kimliğini  istismar ederek, eşitliğe ve ortaklaşmaya yanaşmamaktadır. Bu durumda bize ve Türkiye’ye de Rumların tek yanlı girişimlerini dengeleyecek benzeri davranışlar sergilemekten başka seçenek bırakmıyorlar.
            
Halbuki gerek adamız gerekse denizlerimiz ve bölgemiz birbirini dışlamadan, ortak anlayışlar ve işbirliği sergilenerek, tüm tarafların yararlanacağı bir huzur ve istikrar bölgesi haline dönüştürülebilir. 
            
Biz bu yöndeki anlayışımızı ve görüşlerimizi sürdürmekte kararlıyız. Adamızda da bölgemizde de barış istiyoruz. Huzur ve istikrar istiyoruz. Bunun sağlanmasının yolunun elbette güçlü olmaktan ve meşru haklarımızı korumanın kararlılığından geçtiğinin de bilincindeyiz. O nedenle her açıdan güçlü ekonomisi ve demokrasisi ile ileri bir toplum ve devlet olma çabalarımızı sürdüreceğiz.
            
Uluslararası toplum nezdinde de girişimlerimizi devam ettireceğiz. Rum tarafının reddettiği önerilerimizi uluslararası topluma da iletmiş bulunmaktayız. Birleşmiş Milletler de Avrupa Birliği de bu önerilerden haberdardır. Rum tarafına sunduğumuz öneriler öncesinde Sayın Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine son durum hakkındaki görüşlerimizi içeren bir mektup da ayrıca gönderilmiştir. Diplomatik kanalları sonuna kadar kullanacağız.
 
Sayın Rum Lider Anastasiades ile de, geçirdiği talihsiz kaza sonrası iyileşir iyileşmez görüşeceğiz. Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine yazdığım mektupta 5’li bir gayrı  resmi toplantı için girişim üstlenmesini talep etmiş bulunuyorum. Türkiye’nin beklentisi de böylesi bir buluşmanın en erken zamanda gerçekleşmesidir.
 
Hepimiz sayın Rum liderden açıklık istiyoruz. Gelinen noktada artan sayıda Rum toplum mensuplarının da arzularının bu yönde geliştiğini görmekteyiz. Sayın Rum lider ne istiyor? Amacı ne? Kıbrıs’ta nasıl bir gelecek öngörüyor? Farklı ortamlarda farklı söylemler dönemi artık bitmelidir. Kapalı ortamlarda bazen iki devlet, sırasında konfederasyon, bazen açıktan gevşek federasyon, bir başka gün desentralize federasyon, sonrasında başkanlık sistemi yerine parlamenter sistem, dönüşümlü başkanlık yerine dönüşümlü başbakanlık söylemleriyle bulanıklık yaratmıştır. Bizim istikrarlı duruşumuz karşısında Rum liderliğinin yalpalamaları daha nereye kadar sürecektir?  Rum tarafı artık karar vermelidir. Her iki toplumun eşitlik, güvenlik ve özgürlük içinde yaşayacakları, aynı zamanda yetkiyi ve zenginlikleri paylaşacakları, makul bir çözümü içine sindirebilecek mi? Yoksa adanın kalıcı olarak bölünmüşlüğünü tescil etmek mi istiyor? Sayın Guterres’ten talep ettiğimiz 5’li gayrı resmi toplantıda tüm bunların aydınlanması gerekmektedir.
 
Değerli kardeşlerim,
 
Savaşın ne demek olduğunu yaşayarak öğrenmiş bir kuşağa mensubuz ve bölgemizdeki çatışmalardan serseri füzelerin kendi topraklarımıza da düşmeye başladığı günlerden geçiyoruz.
 
O nedenle biz ne istediğimizi biliyoruz. Bundan sonraki kuşaklara bizim yaşadıklarımızı yaşatmak istemiyoruz. Barış, adalet, huzur, istikrar, gelişme ve refah olsun istiyoruz. Bunu sadece kendimiz için değil, tüm ada ve bölge halkları için de istiyoruz.
 
Güçlü olacağız ve gücümüzü barışın tesisi için kullanacağız. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta Barış Dünya’da Barış” ilkesi en önemli ilkemiz olmaya devam edecektir.  
 
Bu düşüncelerle 20 Temmuz Barış ve Özgürlük bayramınızı kutluyor, hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum. Böyle bir günde şehitlerimizi rahmetle anıyor, gazilerimizi saygı ile selamlıyorum.