EN

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın Yeni Yıl Mesajı




Sevgili yurttaşlarım, 
Takvim yaprakları bizleri yeni bir yıla daha ulaştırmış bulunuyor. 2018 yılını geride bırakıp 2019 yılına girmeye hazırlanırken hem sizlere iyi dileklerimi iletmek, hem de kısaca bazı değerlendirmelerimi paylaşmak arzusundayım. Sözlerimin başında 2019’da hepinize en başta sağlık, huzur ve mutluluklar diliyorum. 2018 yılı sadece bizim için değil, dünyamız için de oldukça zor bir yıl oldu. Çeşitli bölgelerdeki savaşlar, çatışmalar, siyasi krizler, terör saldırıları, kazalar ve doğal afetler ne yazık ki birçok can aldı, dünya gündemini meşgul etti. Silahlı çatışmaların yanı sıra, dünyamız ticaret savaşlarına da sahne oldu. Bunun getirdiği ekonomik sıkıntılar birçok alanda kendini hissettirdi. Kuşkusuz hüküm süren ekonomik eşitsizlik ve adaletsizliklerden en çok etkilenenler dünyanın yoksul halkları oldu. Hemen yanı başımızda Ortadoğu’daki çatışmalar geçtiğimiz yılda da devam etti. Yemen’de, Suriye’de ve Filistin’deki acılar 2018’de de dinmek bilmedi. Daha güvenli bir geleceğe ulaşmak umuduyla çaresiz insanlar Akdeniz’de yine boğuldular; 9 cansız beden de Kuzey Kıbrıs’ın sahillerine vurdu. Kısaca geride bırakmakta olduğumuz 2018 yılı yine insanlık adına utanç verici, acı veren olaylarla dolu geçti. Değerli kardeşlerim,2018 yılı, Kıbrıs’ta kendi içimizde yaşadıklarımız bakımından da ne yazık ki yüzümüzü güldürecek olaylarla dolu geçmedi. Tersine bizlere “Ne oluyoruz? nereye gidiyoruz?” sorularını sordurtacak durumlarla karşılaştık. 7 yaşındaki kendi öz evladını bıçaklayarak öldürebilen anneden, bir gazeteye karşı girişilen saldırı olayına; Yemin töreni devam ederken, Meclisimizin damında bayrak sallanmasından, kadına karşı artan şiddet uygulamalarına kadar onaylanması asla mümkün olmayan eylemlerle karşı karşıya kaldık. Yılın sonuna geldiğimizde yaşadığımız sel felaketinde 4 genç insanımızı yitirmemiz yaramıza tuz-biber ekti. 
 
Sevgili yurttaşlarım, 
Yaşanan her felaket ve her acı olay, çıkarılması gereken dersleri de beraberinde getirir; bu dersler çıkarılır ve gereken adımlar atılırsa ancak tekrarının önüne geçilebilir. Aksi takdirde durumda düzelme olmaz, hatta kötüleşmeler bile yaşanabilir. Kıbrıslı Türk toplumu, hoşgörülü, farklı fikre saygılı, şiddeti siyaset aracı olarak görmeyen bir toplumdur; Atatürk’ün “Yurtta Barış, Dünya’da barış ilkesini” özümsemiş, Kıbrıs sorununa çözüm arayışının yanında kendi iç barışına da özen göstermiş bir halktır. Yine Atatürk’ün laiklik ilkesine dört elle sarılmış, dini devlet işlerinden ayrı tutmasını becermiş bir toplumdur. Kıbrıslı Türkler bu çok değerli hasletlerine her zaman sahip çıkmalı; Kıbrıslı Türklerin bu özelliklerine de herkes saygı duymalıdır.
 
Değerli kardeşlerim, 
Giderek artan kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddete karşı mücadelede de atılması gerekli adımlar vardır. Bunların başlıcalarından biri de bu alanda yıllardır eksikliği hissedilen yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Bu yasaların bir an önce geçmesi ve uygulanması yerinde bir gelişme olacaktır. Bunun yanında 4 gencimizi aramızdan alıp götüren sel felaketi diğer bir acı gerçeğimizle yeniden yüzleşmemizi de sağlamalıdır. Bu ülkede rant uğruna plansız çarpık yapılaşmaya artık bir son verilmelidir. Dere yataklarına yapılan her türlü müdahalenin önüne geçilmeli, hatalı uygulamalar bir plan dahilinde düzeltilmelidir. Kişisel çıkar yerine kamusal yarar her zaman ön planda tutulmalıdır. Bu çerçevede imar planlarının hazırlanması elbette büyük önem taşımaktadır. Ama bu alanda emek vermiş bir kişi olarak şunun da altını çizmem gerekir ki, plan yapmak tek başına yeterli değildir; yapılan planın uygulanması ve bunun denetiminin sağlanması da zorunludur. 
 
Değerli yurttaşlarım, 
2018 yılı ekonomik anlamda da sıkıntılarla dolu geçti. Türk lirasının döviz karşısında uğradığı büyük değer kaybı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni çok olumsuz olarak etkiledi. Kendi para birimi olmayan ve Türk lirası kullanan ekonomimizde, konut ve araba satışları yanında kiralamaların da döviz üzerinden yapılmakta oluşu, birçok aileyi çok zor koşullarda bıraktı. Son zamanlarda dövizin bir miktar gerilemiş olması bir gerçek olmakla birlikte, yıl itibariyle yaşanan enflasyon oranı pek çok dar gelirli insanımızı olumsuz olarak etkilemeye ne yazık ki devam etmektedir.   
 
Değerli kardeşlerim, 
Kıbrıs sorunu açısından da 2018 yılının çözüm için verimli bir yıl olmadığını söylemek yanlış olmaz. Bu yıl içerisinde Sayın Rum lider Anastasiadis’le Nisan ve Ekim aylarında iki kez görüştük. Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Sayın Guterres ile bir araya geldik. Yine Sayın Guterres’in geçici danışman olarak görevlendirdiği Sayın Jane Lute ile Temmuz, Ekim ve Aralık aylarında 3 kez Kıbrıs’a yaptığı ziyaretler çerçevesinde çalışmalar yaptık. Kıbrıs Türk halkının bana verdiği yetki uyarınca tüm  bu temaslarda çözüm hedefi doğrultusunda makul ve yapıcı tavrımızı temel haklarımızı koruma kararlılığı içinde sürdürdük. Şu anda yürütülmekte olan çaba adına “Terms of Reference” denilen, referans kavramlarını, tüm tarafların kabul edebileceği bir çerçevede ortaya çıkarabilmek çabasıdır.
 
Sevgili Yurttaşlarım, 
Geldiğimiz noktada, bazı hususların çok iyi anlaşılması artık zorunluluk arz etmektedir. Benim bulunduğum konum itibarıyla söylediğim her sözün, yazdığım her kelimenin, özellikle Kıbrıs sorunu bağlamında ve toplumumuzun geleceği açısından önemli yansımaları olabileceğini unutmamak gerekiyor. Bundan dolayıdır ki özellikle son zamanlarda, yürütülmekte olan çalışmaları da dikkate alarak, sık sık demeç vermemekteyim. Bu durum, söyleyecek sözümüz olmadığından değildir. Bu çerçevede sürekli konuşanlara yanlış yersiz eleştirilerde bulunanlara hatta bunu amacını aşan boyutlara taşıyanlara da tanık oluyoruz.  Bunlara büyük bir sabırla tahammül ediyoruz. Çünkü tek gailemiz genç kuşaklarımızı belirsizlik kaygısı taşımayacakları, barış ve huzur içinde bir geleceğe taşıyabilmektir. Kuşkusuz bu sadece bizlerin çabaları ile olumlu sonuca ulaşamaz. Üzülerek ifade etmek zorundayım ki, çözüm için gayretli davranan, öneriler geliştiren ve akıp giden zamanı gaile edinen bir tek Kıbrıslı Türk Toplumudur. Bunun temel nedeni de mevcut durumdan yani statükodan en çok mağdur olan tarafın bizim toplumumuz oluşudur. Bulunacak bir çözümün nasıl bir çözüm olabileceği konusunda da birçok spekülasyon yapılmaktadır. Bu konuda da sizlere söylemek istediklerim vardır.
 
Değerli kardeşlerim, 
Hemen herkes hemfikirdir ki çözüm Birleşmiş Milletler çerçevesinde ve müzakerelerle elde edilecektir. Bunun dışında iddia sahibi olan yoktur. Hem Birleşmiş Milletler çerçevesinde olmak hem de yıllar içinde oluşmuş Birleşmiş Milletler parametrelerini dışlamak mümkün değildir. Biz bugün siyasi eşitliğe, kararlara etkin katılıma dört elle sarılabiliyorsak, bunların artık kayıt altında Birleşmiş Milletler parametresi haline gelmiş olmalarındandır. Çözüm müzakere edilerek elde edilebileceğine göre neyi müzakere edeceğiz sorusunun cevabı da açıktır. Tarafların üzerinde mutabık kalabilecekleri birbirlerine dayatma yapmadan elde edebilecekleri bir sonuç ancak çözüm olarak nitelendirilebilir.  Kıbrıslı Türkleri azınlık yapacak üniter bir devlet yapısına evet diyecek olanımız var mıdır? Bunu sormak bile abestir. İkinci soru ise şudur. İki ayrı egemen Devlet, ya da bunların oluşturacağı konfederasyon veya Avrupa Birliği’nin içinde iki ayrı devletin varlığını kabul eden bir Rum tarafı, ya da üçüncü bir taraf var mıdır? Bu şıkların her biri Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınmış bir devlet statüsüne ulaşmasını öngörmektedir. Kulağa hoş gelse de görünür gelecekte böyle bir gelişme beklemek gerçekçi midir? Cumhurbaşkanı olarak Azerbaycan’a, Kazakistan’a bile gidemediğimiz, Türkiye’nin takımları ile dostluk maçı bile yapamadığımız bir ortamda bunlar ne yazık ki gerçekleşmesi mümkün olmayacak beklentilerdir. Bunları yeni politika olarak masaya koyduğunuzda sizi bekleyen daha büyük bir yalnızlaşmadır. O zaman çıkmazın tek sorumlusu olarak da tarihe geçmeye aday olursunuz.
 
Değerli kardeşlerim, 
Ben kendi payıma, içinden çıktığım toplum adına, sizler adına tarih sayfalarına böyle geçmeye razı değilim. Bu nedenle Birleşmiş Milletler parametrelerine ve geçmiş mutabakatlara bağlı kalarak bu süreci eğer mümkün olursa sonuca götürmek yönünde çabalarımı sürdüreceğim kuşkusuzdur. Rum tarafı yetkiyi ve doğal zenginlikleri paylaşmama ısrarını sürdürecekse, Kıbrıs’ta kalıcı bölünmenin sorumluluğunu da üstlenecektir. Bu noktada Rum liderliğinin -eğer içini doldurmaya niyetleri varsa ve zamana oynama taktiği değilse-  gevşek federasyon, veya desentralizasyon yani iki kurucu devletin yetkilerinin artırılacağı bir federasyon yapılanmasını  da -daha önce defalarca açıkladığım gibi- görüşmeye açık olacağımız tabiidir. Bu konuda biz rahatız; çünkü Merkezi Hükümetin yetkilerinin artırılmasında ısrarlı davranan Rum tarafıydı. Şimdi bunun yanlış olduğunu idrak edip, kurucu devletlerin daha yetkili olmasını istiyorlarsa, bizim bunu reddetmemize bir neden yoktur. Ancak konu bu değildir. Asıl sorun merkezi hükümete kalacak olan yetkiler çerçevesinde kararların nasıl alınacağı meselesidir. Bu konuda kararların, basit çoğunlukla yani Rum çoğunluğu tarafından alınmasını yani Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini ve kararlara etkin katılımını bertaraf etmek istiyorlar. Hiç kuşku yok ki bunu onaylamak mümkün değildir. Bu konuda var olan mutabakatlar ve Birleşmiş Milletler parametrelerine rağmen federal çözümün olmazsa olmazı olan siyasi eşitliğin içini boşaltarak çözüme ulaşmak söz konusu olamaz.
 
Değerli kardeşlerim, 
2018 yılında Derinya ve Aplıç kapılarının açılması ise hiç kuşkusuz olumlu bir gelişme olmuştur. Bu konuda Kıbrıs Türk tarafı olarak ortaya koyduğumuz irade başından beri ortadaydı. İçimizdeki bazı çevreler inanmasa da ve sürekli olarak kapıların iradesizlik nedeniyle açılmayacağını iddia etseler de gerçekte ayak sürüyenlerin diğer toplumda bazı çevreler olduğu da yaşanarak görülmüştür. Son tahlilde her iki kapının da açılmış olması olumludur ve her iki taraftaki bölge halkına yararlı sonuçlar doğuracağını ümit etmekteyim. Temennim önümüzdeki dönemde cep telefonlarının her iki tarafta da çalışır olması ve elektrik şebekelerinin kalıcı olarak birbirine bağlanması konusundaki Rum tarafından kaynaklanan engellerin aşılarak bu önlemlerin de hayata geçmesidir.
 
Sevgili Yurttaşlarım, 
Son olarak şunu da ifade etmek isterim ki, hiçbir sonuç toplumların sahipliği olmadan sürdürülebilir olamaz. O nedenle, sürecin yakından izlenmesi ve sivil toplum örgütleri başta olmak üzere her iki tarafta da toplumların duyarlılıklarının ve sahiplenme duygularının artırılması zorunludur diye düşünüyorum. Bu düşüncelerle 2019 yılının, Kıbrıs Türk toplumu ve Rum toplumu ve adadaki diğer tüm topluluklar ile Dünya insanlığı için barış ve huzur dolu bir gelecek inşasında ileriye doğru adımların atılabileceği bir yıl olmasını temenni ediyorum. Hepinize sağlık ve mutluluklar diliyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
 
31 Aralık 2018.