EN

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Gürdal Hüdaoğlu’nun Açıklaması

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Gürdal Hüdaoğlu, Cumhurbaşkanlığı’nın Kayıp Şahıslar Komitesi (KŞK) çalışanlarının hak ve menfaatlerinin korunması için her zaman olduğu gibi bundan sonra da azami özeni göstermeye devam edeceğini, sendikayla yapıcı diyalog içinde olacağını ve özellikle kendi sorumluluğu altındaki konularda çalışanlar lehine tutumunu sürdüreceğini belirtti.

1981 yılında kurulan KŞK’da tarihi boyunca çalışanlarla hiçbir dönemde toplu iş sözleşmesi imzalanmadığını anımsatan Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı, “Gerek Sayın Talat gerekse Sayın Eroğlu dönemlerinde tıpkı bugün olduğu gibi çalışanlarla bireysel hizmet sözleşmeleri imzalanmış ve uygulanmıştır” dedi.

KŞK’da örgütlenen Hak-Sen’in, 6 Mart 2019’da Cumhurbaşkanlığına komitede toplu iş sözleşmesi imzalanması için çağrı ilettiğini belirten Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Hüdaoğlu yaptığı yazılı açıklamada, birden fazla bütçe kaynağına ve idaresine sahip KŞK’nın kendine özgü yapısını dikkate alan Cumhurbaşkanlığı’nın, konunun hukuki yönü konusunda Başsavcı’dan görüş talep ettiğini, Başsavcılığın “Kayıp Şahıslar Komitesi çalışanları için KKTC Cumhurbaşkanlığı olarak işveren sıfatı ile Toplu İş Sözleşmesi uyarınca yükümlülük altına girilmesinin mümkün olmadığı” görüşünü verdiğini ifade etti.

Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı Gürdal Hüdaoğlu’nun konuyla ilgili açıklaması şöyle:

“Kayıp Şahıslar Komitesi (KŞK) 1981’de dönemin KTFD Devlet Başkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Spiros Kiprianu arasında varılan anlaşma ile kurulmuştur. KŞK’nın kuruluş, görev ve yetkileri; görev yönergesi ve mutabakatlarla belirlenmiştir. KŞK, bir Kıbrıslı Türk Üye, bir Kıbrıslı Rum Üye ve Uluslararası Kızılhaç Örgütü’nün önerisi üzerine Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından atanan bir üye olmak üzere üç üyeden oluşmaktadır. Bütçesi ise UNDP kanalıyla Avrupa Birliği, bağışçı ülkeler ve Kıbrıs’taki taraflarca sağlanmaktadır.

Komite toplumlararası çatışmalar sonucunda kayıp olduğu listelenen 493 Kıbrıslı Türk ve 1508 Kıbrıslı Rum şahsın akıbetlerinin araştırılması, gömü yerlerinin saptanması, saptanan yerlerde kazı yapılması, bulunan kalıntıların analizi, kimliklerin tespiti ve kalıntıların ailelerine iade edilmesiyle görevlidir. 1981’de faaliyete başlayan Komite, 2006 yılında aktif kazılara başlamış ve sözleşmeli eleman istihdamına yönelmiştir.

KŞK, gerek mali gerekse idari yönden yönetselliği tek elde toplanmayan, bütçe ve haklar bakımından hem KKTC ile hem uluslararası kuruluşlarla bağlantıları olan, iki toplumlu ve uluslararası niteliğe sahip bir projedir. Çalışanlarının maaşlarının bir bölümü Cumhurbaşkanlığı’nın ita amirliği altında KKTC maliyesinden karşılanmakta fakat diğer pek çok imkanları (Ek mesai ücreti, yemek parası, giysi temini, krem yardımı vb.) KKTC Cumhurbaşkanlığı ita amirliği kontrolü dışında sağlanmaktadır.
KŞK’da örgütlenen Hak-Sen, 6 Mart 2019’da Cumhurbaşkanlığına komitede toplu iş sözleşmesi imzalanması için çağrı iletmiştir. Birden fazla bütçe kaynağına ve idaresine sahip KŞK’nın kendine özgü yapısını dikkate alan Cumhurbaşkanlığı, konunun hukuki yönü konusunda Başsavcı’dan görüş talep etmiştir. Başsavcı, Cumhurbaşkanlığına ilettiği 27 Mart 2019 tarihli değerlendirmede şu ifadelere yer vermiştir:

'Cumhurbaşkanlığı kadrosunda olmayan, bütçesi olmayan, tüzel kişiliği bulunmayan, işe alınmaları iki toplumlu ekiplerde üç üye tarafından, iki toplumlu ekipler dışında çalışanların işe alımlarına ilgili üye tarafından karar verilen, sadece sözleşmeleri Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı tarafından imzalanan Kayıp Şahıslar Komitesi çalışanları için KKTC Cumhurbaşkanlığı olarak işveren sıfatı ile Toplu İş Sözleşmesi uyarınca yükümlülük altına girilmesinin mümkün olmadığı kanaatindeyim. Çünkü konu şahıslar Devlet Tüzel Kişiliği kadrolarında çalışanlar olmuş olsalar idi KKTC ile Kamu İşçileri Sendikası arasında imza edilen Toplu İş Sözleşmesi kapsamında telakki edilebileceklerdi. (…) Oluşturulması, çalışma yöntemi, işe alımları, maaş ödemeleri Nisan 1981’de KKTC Cumhurbaşkanı ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı arasında varılan mutabakatlarla belirlenen ve Tüzel Kişiliği olmayan Kayıp Şahsılar Komitesinin çalışanlarının Hizmet Sözleşmelerinin şekilsel olarak Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı tarafından imzalanması nedeniyle ilgili sendikanın Cumhurbaşkanlığını işveren olarak niteleyerek ilgi yazıya ekli Toplu İş Sözleşmesi taslağındaki yükümlülüklerle sorumlu kılabilecek bir toplu görüşme çağrısı yapmasının yasal olarak mümkün olmadığı kanaatindeyim.'

Başsavcı’nın hukuki değerlendirmesi ve Cumhurbaşkanlığı’nın yaklaşımı Hak-Sen’e hem yazılı hem de sözlü olarak iletilmiştir. Ayrıca sendika yönetiminin talebi doğrultusunda Başsavcı ile görüşme sağlanmış ve Başsavcı hukuki değerlendirmesini Cumhurbaşkanlığı Müsteşarı ve Hak-Sen Başkanının yer aldığı üçlü toplantıda bir kez de sözlü olarak anlatmıştır.

Hak-Sen tarafından dün yapılan yazılı açıklamada, Başsavcının görüşü doğrultusunda hareket eden Cumhurbaşkanlığı bu yüzden suçlanmış ve komite çalışanlarının haklarının yok sayılmakta olduğu ileri sürülmüştür. Açıklamada toplu iş sözleşmesi imzalanamamasından hareketle “KŞK çalışanlarının haklarının yok sayıldığı hatta kaybedildiği” genel yargısına ulaşılmıştır. Oysa kendileri de kabul edecektir ki KŞK çalışanlarının maaşları ve hakları kötü olarak nitelenebilecek bir düzeyde değildir. Özellikle son 4 yılda koşulların çok daha iyi bir noktaya getirildiği de herkesçe bilinmektedir.

Sendika tarafından sürecin en başından itibaren asıl amacın KŞK çalışanlarının devlette kadrolanmasını sağlamak olduğu ve toplu iş sözleşmesinin bunun için bir basamak yapılmak istendiği hissettirilmiştir. Buna karşılık, çalışanların gelecek kaygısını anlamakla birlikte toplu iş sözleşmesinin bu amaca uygun bir yöntem olmadığına, üstelik bugün yeni sorunlar yaratma potansiyeli barındırdığına ilişkin görüşlerimiz kendilerine aktarılmıştır.

Çalışanların bireysel sözleşmelerinde ve çalışma koşullarında herhangi bir sorun görmeleri halinde bunları iyileştirmek için kendileriyle samimiyetle ve birlikte çalışmaya hazır olduğumuz da sendika yönetimine sözlü ve yazılı olarak açıkça ve defalarca ifade edilmiştir. 

Sendika açıklamasında ikinci Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat ve üçüncü Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu ile görüşüldüğü ve kendilerinden tavsiyeler alındığı da açıklanmıştır. Sayın Talat ve Sayın Eroğlu’nun tavsiyelerinin ne yönde olduğu açıklanmamakla birlikte bir gerçeğin dikkatlerden kaçırılmaması gerekir: Komite tarihi boyunca çalışanlarla hiçbir dönemde toplu iş sözleşmesi imzalanmamıştır. Gerek Sayın Talat gerekse Sayın Eroğlu dönemlerinde tıpkı bugün olduğu gibi çalışanlarla bireysel hizmet sözleşmeleri imzalanmış ve uygulanmıştır.

Daha önce sendika yönetimine yazılı olarak ifade edildiği gibi, Cumhurbaşkanlığı, KŞK çalışanlarının hak ve menfaatlerinin korunması için her zaman olduğu gibi bundan sonra da azami özeni göstermeye devam edecek, sendikayla yapıcı diyalog içinde olacak ve özellikle kendi sorumluluğu altındaki konularda çalışanlar lehine tutumunu sürdürecektir. Bu noktada herkesin makul ölçütler içinde hareket etmesinin önemini de hatırlatmakta yarar vardır.”